Demokrasinin kurucu unsurlarından biri olan seçimler üzerinde, yapay zekâ temelli teknolojilerin etkisi dijital çağda giderek artmaktadır. Bu eser, özel şirketler tarafından geliştirilen ve kullanılan yapay zekâ sistemleri ile serbest seçim hakkı arasındaki ilişkiyi, anayasal demokrasi ve insan hakları hukuku perspektifinden incelemektedir.
Yapay zekâ destekli mikro-hedefleme, yalan haber üretimi ve yayılımı, sosyal ve siyasi botların kullanımı, suni kamuoyu oluşturma, sosyal mühendislik ile tıklama yemi (clickbait) gibi yöntemler, siyasal iletişimin yapısında dönüşümler yaratarak seçmen davranışı ve kamusal tartışma alanı üzerinde belirleyici etkiler doğurmaktadır. Eserde, bu müdahalelerin serbest seçim hakkının demokratik ilkeleri üzerindeki yansımaları, ABD ve Avrupa başta olmak üzere farklı ülke deneyimleri ile küresel teknoloji şirketlerinin uygulamaları çerçevesinde karşılaştırmalı bir perspektifle değerlendirilmektedir.
Bu tür müdahalelere karşı yalnızca devlet merkezli çözümlerle sınırlı kalınmadığı; teknik önlemler, iç yönetişim mekanizmaları, etik ilkeler ve yasal düzenlemeler aracılığıyla şirketlerin üstlenebileceği sorumluluk alanlarının da belirginleştiği görülmektedir. Yapay zekâ alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin büyük ölçüde çok uluslu bir yapıya sahip olması ise serbest seçim hakkının korunmasını ulusal ve bölgesel sınırları aşan evrensel bir insan hakları meselesi hâline getirmektedir. Eser, bu bağlamda çok uluslu teknoloji şirketlerinin yapay zekâ kullanımı kapsamında insan hakları sorumluluğu taşıyıp taşımadığı sorusunu, uluslararası insan hakları hukuku ekseninde tartışmaya açmaktadır.