Gün geçtikçe gelişen teknoloji sayesinde bilginin saklanması, aktarılması ve paylaşılması yeniden şekillenmiş ve dijital ortam neredeyse her türlü faaliyette hayatın merkezine konumlanmıştır. İnsanlar sadece iş veya eğitim hayatının gerekliliklerini yerine getirmek, ticari faaliyetlerini sürdürmek veya tüketici gereksinimlerini karşılamak için değil; sosyalleşmek, duygusal veya fikri paylaşımda bulunmak ve arkadaşlık etmek için de dijital ortamı tercih etmeye başlamışlardır.
Yaşanan bu gelişmeler kişisel verilerin korunması gereksinimini arttırırken, bu konudaki düzenlemelerin önemini de göz önüne sermektedir. Kişisel verilerin korunması gerekliliği arttıkça, bu korumanın bir temel hak olduğuna dair bakış açısı da güçlenmiştir. Zira kişisel verilere ilişkin düzenlemelerle sağlanan hukuki yarar, sadece kişisel veri niteliğindeki bilgilerin korunmasında değil; bu bilgilerin ilişkili olduğu kişilerin korunmasındadır.
Bu korumanın insan onuru ve özel hayatın gizliliği başta olmak üzere pek çok temel hakkın ve özel hukuk açısından da kişilik hakkının bir gereği olduğunun kabulü; kişisel verilerin korunmasının, haklar sistematiği içerisindeki yerini gösterir. Bir başka ifadeyle kişisel verilerin korunmasını hedefleyen hukuk sistemleri, aslında bizatihi ve soyut bir kavram olarak bilginin değil; bilginin ilişkili olduğu kişinin de korunmasını amaçlamaktadırlar.