Gelir paylaşımlı inşaat sözleşmeleri, son yıllarda özellikle büyük ölçekli konut projelerinde ve kentsel gelişim uygulamalarında yaygın olarak kullanılmasına rağmen, Türk hukukunda hukuki niteliği en fazla tartışılan sözleşme türlerinden biridir. Bu sözleşmeler; eser, vekâlet, taşınmaz satış vaadi ve adi ortaklık hükümlerinin kesişim noktasında yer almakta, uygulamada ise özellikle arsa sahibi, yüklenici ve alıcı üçüncü kişiler bakımından önemli hukuki uyuşmazlıklara neden olmaktadır.
Çalışmanın merkezinde, uygulamada en çok tartışılan sorulardan biri olan; Gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi adi ortaklık olarak nitelendirilebilir mi? sorusu yer almaktadır. Bu soruya verilecek cevap; arsa sahibinin yüklenici ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulup tutulamayacağını, üçüncü kişilerin taleplerinin kapsamını ve uyuşmazlığın çözümünü doğrudan etkilemektedir.
Eserde, Yargıtay daireleri arasında ortaya çıkan farklı yaklaşımlar ayrıntılı biçimde analiz edilmiş; otomatik bir adi ortaklık nitelemesinin hukuki ve teknik açıdan isabetli olmadığı, her somut olayın kendi özellikleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur. Özellikle hukuki görünüş sorumluluğu, sözleşmenin nispiliği, sözleşmenin devri, TMK m.2 dürüstlük kuralı ve üçüncü kişinin korunması ekseninde geliştirilen değerlendirmeler, uygulamaya yön verecek niteliktedir.
Ayrıca kitapta, 2022–2026 yılları arasında verilen güncel Yargıtay kararları sistematik biçimde incelenmiş; her kararın olayı, hukuki sorunu, ilk derece ve istinaf gerekçeleri ile Yargıtay'ın yaklaşımı sade ve anlaşılır bir yöntemle değerlendirilmiştir.
Akademisyenler, hâkimler, avukatlar, yükleniciler, yatırımcılar ve gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren tüm uygulayıcılar için hazırlanan bu eser, gelir paylaşımlı inşaat sözleşmelerine ilişkin mevcut boşluğu doldurmayı ve uygulamada ihtiyaç duyulan hukuki öngörülebilirliğe katkı sağlamayı amaçlamaktadır.