Ağrı Dağı’nın eteklerinde yaşayan Brusk, bir gece gördüğü rüyalarda evrenin sırlarına, kendi varoluşuna ve aşkın en derin hâline doğru sürüklenir. Ancak bu aşk, bildiği hiçbir şeye benzemez; ne insana ne dünyaya ne de zamana aittir. Şeva, onun bilincini dönüştürür; rüya ile gerçeğin, madde ile bilincin, insan ile evrenin sınırlarını silikleştirir. Brusk, artık gündelik olanın içinde evrensel olanı görür: yayığın içindeki çalkantıda evrenin doğuşunu, annesinin el işlemelerinde uzay-zamanın desenlerini… Bilimin kesinliğini, aşkın sezgisini ve bilincin gizemini aynı potada eriten Şeva; felsefi derinliği, şiirsel dili ve heyecan dolu sahneleriyle okuru hem zihinsel hem duygusal bir yolculuğa davet ediyor.