Babamla senkronize şaka yapamayız biz. Şakalaşma kapasitemizin eksikliğinden değil, herhangi bir işteşliği kaldırabilecek bir ilişkimiz olmadığından. Yan yana durabiliriz ama cümleden birimizi çıkarsan, diğerinin anlamında kayda değer bir değişiklik olmaz. Her şey, bir düğün günü Şerif Bey’in unutulan saatin peşine düşmesiyle başlar. Ancak direksiyondaki baba ile yan koltuktaki kızı Firuze’nin çıktığı bu yolculuk, sadece düğün salonuna değil; hafızanın, bastırılmış kırgınlıkların ve absürt tesadüflerin labirentine uzanır. Ege sıcağının altında sürüklenen bu iki kişilik konvoyda eski bir kasetin cızırtısından çıkıp gelen hülyalar, pencerelerin ardında sayılara sığınan hüzünlü kadınlar, gelinlikçide patlayan ritimler, hafızasını kaybetmiş geçmişin hayaletleri karşılar okuru. Rüyalarda Buluşuruz, Türkiye’nin yakın tarihinden aile içi sessizliklere, çağdaş edebiyatta babalar ve kızları arasındaki o hiç kapanmayan mesafeye yapılmış; kahkahası bol, sızısı derin bir yolculuk.