İnsan, mağarasından çıkıp gökyüzüne bakmaya başladığı günden bu yana tek bir hikâye anlatıyor: kendini yenme hikâyesi. Bahattin Bilican, bu kitapta insanlık serüvenini taş devrinin ilk aletlerinden, Sümer ve Hint uygarlıklarına, Spartaküs’ün isyanından Rönesans’ın aydınlanmasına, Osmanlı’nın yükseliş ve duraklama dönemlerinden Amerika’nın kuruluşuna ve Türk Devrimi’ne uzanan geniş bir çağlar yolculuğuyla anlatıyor. Ancak bu yalnızca bir tarih anlatısı değil: her çağın kendi diliyle, kendi şiiriyle, kendi edebiyatıyla nasıl konuştuğunu da gösteren bir okuma. Tolstoy’dan Zweig’a, destanlardan halk şiirine uzanan alıntılarla ilerleyen bu deneme, tarihin kuru bir kronoloji değil, insanın aklı ve yüreğiyle verdiği bir mücadele olduğunu hatırlatıyor. Atatürk’ün “Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir” sözünden ilhamla kaleme alınan bu eser, hem bir tarih okuması hem de akla ve bilime bir çağrı. Nerede gerçek? Belki de tarihin sayfalarını edebiyatın gözünden yeniden okumakta. Kitabın birinci cildinde Tarih Öncesi, İlk Çağ ve Orta Çağ; ikinci cildinde ise Yeni Çağ ve Yakın Çağ başlıkları yer alıyor.