Bazılarının hayatı, yıllar içinde statülerinin o azgın, dipsiz ve biçimsiz potalarında eriyip gitmişti. Ortaya çıkan ise; karman çorman, çamurlu, cüruflarla dolu bir varoluştu. En trajik olanıysa, tüm bu dağınıklığın içinde, sanki memnunmuş gibi görünmeye çalışan bireylerin varlığıydı.Diğerleri ise geçmişe dönüp baktıklarında, bir zamanlar çekindikleri karmaşık duygularla tekrar yüzleşmek zorunda kalacaklarmış gibi hissediyorlardı. Bu yüzden her geçen gün, o aynaya bakmaktan ısrarla kaçındılar. Treni kaçırmış olma korkusuyla gara koşan birinin giderek artan yorgunluğu ve gecikmişlik duygusu neyse, onlar da aynısını derinlerinde yaşadılar.Farkında olmadan –ya da zamanla azalacağına inanarak– yüklerini omuzlanıp yaşamayı çoktan seçmişlerdi. Sonunda ise statüleri, onları görünmeyen bir kafese kilitledi. Üstelik bu kafeste olduklarının bilincindeydiler. Her birinin kilidi, başka bir kafesteki kişideydi. Bu gerçeği fark etmeleri ise ne yazık ki çok geç oldu.Toplumun yarattığı popüler kavramlar arasında sıkışıp kalmış, kararsız hayatların ilginç biçimde birbirine dokunduğu bu psikolojik dramda; okuyucular, kendi yaşamlarına değen birçok duyguyu derinlemesine hissedecek ve onlardan kolay kolay sıyrılamayacaktır.