Hafıza, kimlik ve aidiyet duygusuyla harmanlanmış bu şehirde; taş duvarların arasında yıllardır susmuş hikâyeler saklıdır. Yaldızlı eski bir kutu açıldıkça defter, defter açıldıkça geçmiş, geçmiş açıldıkça da bugünün o ağır sessizliği konuşmaya başlar. Yarım kalmış sevdalar, toprağa gömülen acılar ve sükûta dönüşen inançlar; kız çocuklarının eğitime uzanan o dirençli uyanışıyla birleşiyor. İnsanın varoluşunu, benlik arayışını ve geçmişin koparılamaz bağlarını sorgulatan bu anlatı, geriye o can alıcı soruyu bırakıyor: “İnsanoğlu varoluş amacını anlamlandırdığı sürece hem kendine hem de birbirine daha çok yaklaşmaz mı?”