Artik yapabileceğim bir şey kalmamıstı. Uçağa binecek olan kalabalık kapıya doğru geldikçe bulundugum yerde durmam zorlasıyordu. Son bir kez Nadya’ya baktım ve kendimi kalabalığın içine bırakarak dısari çiktim. Uçağa binip koltuğuma oturduğumda bir an önce İstanbul’a gitmek istiyordum. İlk iş babamin mezarina gitmek olacakti. Cevap veremeyeceğini bilerek babama mezarinin başında tek bir soru soracaktım...Uçak havalandığında her şeyi arkamda bırakarak İstanbul’a doğru gidiyordum. Her şeyden önce şüphelisi olduğum bir cinayeti, Nadya’yı ve başarıyla sonuçlanan bir görevi lviv’de birakmistim. Uçak yükselmeye devam ederken burnumun aktığını fark edip sağ elimi paltomun cebine götürüp mendil almak istedim. Fakat elime mendille beraber kırmızı renkli kurdeleye sarılmış bir tutam saç geldi. Saçlari hemen tanıdım. Nadya muhtemelen uyku sersemliğimden faydalanıp saçlarını paltomun cebine koymuştu. Bogazım dügümlendi. Sırtıma bir ağrı saplandı. Yutkunmaya çalıştım ama yapamadım. Gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum. Nadya bana bir ömür saklayacağım saçlarını hediye olarak vermişti. Elimi tekrar paltomun cebine götürdüm ve düsündüğüm gibi kağıt parçasının cebimde olduğunu fark ettim. Kağıdı çıkardım ve içindeki yazıyı okudum. Nadya el yazısıyla yazmıstı.“Do pobachennya"Sana da do pobachennya Nadya! Yani elveda...