Uzun yıllardır emtiaları birbirinden ayırt etmek amacıyla kullanılan marka hakkına ilişkin olarak ilk yasal düzenlemeler 19. yüzyılda yapılmıştır. Günümüze kadar gelen süreçte ekonomik ve ticari hayattaki önemi iyice artan ve işletmeler açısından büyük bir gayri maddi mal varlığı teşkil eden markanın, özellikle tüketiciler açısından kullandıkları mal veya hizmetlerin kaynağını gösterme ve diğer mal veya hizmetlerden ayırt etme gibi oldukça önemli fonksiyonları bulunmaktadır. Markanın bu fonksiyonları ise ancak kullanıldığı takdirde yerine getirilmektedir. Bu sebeple ülkemiz de dahil olmak üzere pek çok hukuk sisteminde markanın kullanılmaması belirli yaptırımlara bağlanmıştır. Ancak, tescilli olduğu mal veya hizmet sınıfının sadece bir kısmında kullanılan markalar yönünden ne şekilde bir karar verilmesi gerektiği hususu tartışmalıdır.
Bu çalışmada, markanın kullanılma zorunluluğu ve kullanımın esasları ile birlikte Avrupa Birliği ve Türkiye'deki yargı içtihatları incelenerek, sınıf içerisinde kısmi kullanıma ilişkin tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde marka hakkına ilişkin genel esaslar incelenmiş, ikinci bölümünde markanın kullanımının ölçütleri açıklanmıştır. Son bölümde ise Sınai Mülkiyet Kanunu ile ilk defa hukukumuzda düzenleme alanı bulan idari iptal müessesesi ile yürürlükte olan kullanım zorunluluğu düzenlemelerinin ulaşılmak istenen amaca yönelik olarak ne kadar yeterli olduğu değerlendirilerek, kullanılmayan markaların sicilden daha etkili bir şekilde terkin edilmesine yönelik çözüm önerileri sunulmuştur.