Kadim topraklar, her bahar yeniden nefes alsa da bazı sabahlar karanlığı da beraberinde getirir. “Fîrâk-ı Rûh”, Fırat’ın kıyısında, yazgı ve kayıp arasında sıkışıp kalmış iki ruhun hikâyesidir. Baran’ın yatağının kenarında, beklenmedik bir felaketle başlayan soğukluk ve büyük şehrin karmaşasından kaçıp bu dinginliğe sığınan hemşire Roza’nın, umutla çaresizlik arasında salınan yolculuğu... Toprak, su ve ateşin kesiştiği bu coğrafyada, aşk ve görev, bir kaderin zincirlerini kırmaya çalışır. Bu kitap, yalnızca bir coğrafyanın değil, insanın en derin korkularının, en kutsal vazifelerinin ve en büyük ayrılıklarının da romanıdır. Bazen uçmak, özgürleşmekten ibaret değildir; ait olduğun yere dönmek demektir. İşte bu “Ruhun Ayrılığı” ve yeniden kavuşma arayışı, kalbinizin en mahrem yerinde yankılanacaktır.