1872’nin sonbaharı, Türkistan steplerine her zamankinden daha erken inmişti. Kuzeyden esen rüzgârsadece buz gibi ayazı değil; yüzlerce mil öteden, General Kaufman komutasındaki Rus Sibirya alaylarının ve Kazak süvarilerinin barut, kan ve at teri kokan uğultusunu da taşıyordu. Hive Hanlığı düşmüş, Bibi Hatun Camisinin minaresine Çarlık kartalları tünemişti.Bozkır, tarihin en soğuk kışına hazırlanıyordu. Ömrünü taşlarla konuşarak geçirmiş Ermeni taş ustası Agop sırtındaki heybeden çıkardığı ağır, yassı ıskarpelası ve demir çekiciyle, zamanın ötesinden gelen bir anıt gibi duruyordu.