"Zaman, en sonunda şehvetin ensesinden tutacaktı. Kusursuzluk dediğimiz şeyin, sahtekârlıklarla örüldüğü ve iğreti yalanlarla örtüldüğü ortaya çıktığında çok geç olacaktı. Birliktelikler, kırık bavullarda taşınmış, anılarla değil, yüklerle var olmuştu. Coğrafi sentezler, çürümüş fikirlerin rahminde şekilleniyor; zorba bir halk, henüz doğmadan tescillenmiş bir zulmün habercisi oluyordu. Ama daha önceden, çok daha önceden, zorbaların tohumu atılmıştı hanedan sahiplerince. Doğrular, yüzyıllardır hep yanlış anlaşıldı. Yanlışlar ise en bilindik gerçekler olarak kutsandı. Hayvan onuru, kepaze fiyatlara pazarlık konusu olmuştu. Diktatörler, altın eritip içti. Çünkü kan pazarlamanın, kan içmekten daha kârlı olduğunu fark ettiklerinde artık vicdanın esamisi okunmaz olmuştu. Kahramanlar, ihtiyaç duyulmadıkları günlerde yok sayıldı. Sessizlik, bir ulusun yeni marşı olmuştu. Şeytani hesaplar gece boyunca bir kervan gibi birbirini takip etti. Yalanlar, sahtekârlıklar ve ihanetler asla karşılığını bulmuyordu…"