Yaşamın dijitalleşmesiyle birlikte, sadece bilişim suçlarının değil fiziksel dünyada işlenen pek çok suçun ispatında da dijital delillere başvurulmaktadır. Bu çalışma, ceza muhakemesinin maddi gerçeğe ulaşma amacı ile temel hak ve özgürlüklerin korunması arasındaki hassas dengeyi dijital deliller ekseninde incelemektedir.
Eserin ilk bölümünde, dijital delil kavramının ceza muhakemesindeki yeri ile geleneksel delillerden ayrılan yönleri ele alınmıştır. Ekran görüntüsü alma, e-tespit ve adli yardımlaşma gibi temel dijital delil elde etme yöntemlerinin yanı sıra; dijital delillerin manipülasyona açık yapısı gereği hash değeri alma, zaman damgası kullanma ve koruma zinciri oluşturma gibi güvenilirliğini sağlama yöntemleri incelenmiştir.
İkinci bölümde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134. maddesinde düzenlenen bilişim sistemlerinde arama ve elkoyma ile 135. maddesindeki iletişimin denetlenmesi koruma tedbirleri; hukuki nitelikleri, uygulanma şartları ve birbirlerinden ayrıldıkları noktalar bakımından karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir.
Çalışma kapsamında bilhassa; tedbirlerin son çare olma özelliği, imaj işlemi, elkonulan cihazların iadesi sorunu ve yargılama sürecindeki teknolojik eskime nedeniyle mülkiyet hakkı bağlamında doğan tazminat (CMK m. 141) talepleri analiz edilmiştir. CMK m. 134'teki tedbirin kovuşturma evresinde uygulanabilirliği, katalog suç sınırlaması eksikliği ve azami süre öngörülmemesi eleştirilmektedir. Hukuk uygulayıcılarının ve bilirkişilerin dijital delillere yaklaşımındaki sorunlar tespit edilerek, adli bilişim alanında uzmanlaşmış kurumsal bir yapının inşa edilmesi gerekliliğine dikkat çekilmiştir.